Bu rapor, konferanstaki sunumların ve ortaya konan görüşlerin geniş bir özetini içermektedir ve raporda yer alan görüşler Konferans’ı düzenleyen Ankara Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü ve İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi’nin (İGAM) ya da katılımcıların bağlı oldukları kurumların resmi görüşlerini tam olarak yansıtmayabilir.

Türkiye 2019 yılının Haziran ayı itibariyle dört milyon mülteciye ev sahipliği yapıyor. Ülkeye girişler, gönüllü geri dönüşler ve üçüncü ülkeye yerleştirmeler göreli küçük sayılarda devam etmekle beraber bu dev insanı yerinden edilmişlik sorunu aynı zamanda uzun süreli bir nitelik kazandı. Sadece Suriye’den kaçıp Türkiye’den koruma talep eden kişilerin ülkeye kitle halinde girişlerinin başlamasının üzerinden tam dokuz yıl geçti (İlk girişler 29 Nisan 2011 olarak tespit edildi). Sayısal olarak tarihi rekorlar kırılırken sorunun temelinde yatan Suriye içindeki gelişmeler Türkiye ve Lübnan, Ürdün ve Irak gibi komşu ülkelerdeki yükün on yıla yakın bir zamana yayılmasına da yol açtı. Zaman ilerledikçe bu tarihi zorunlu göç ev sahibi ülkelerde hatta bölgede ve dünyanın başka coğrafyalarında yeni dinamikler kazandı ve günümüzde de bakıldığında kazanmaya devam ediyor. Her ne kadar Suriye halkının tamamının kabul edeceği, uluslararası garantiler altına alınmış bir çözüme ulaşıldığı anda mültecilerin büyük bir çoğunluğunun ülkelerine geri döneceğinden emin olabileceksek de, bu koşulların oluşmasına kadarki sürede sosyal uyumun tesis edildiği, bir arada yaşama kültürünün geliştiği bir ortama duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bu düşünce ve varsayımlarla eğitim, dil öğrenimi, istihdam, barınma ve sosyal kabullenme sektörlerinde, alandaki gerçeklikleri dikkate alarak politika değişikliklerine gitmektedir. Bu bağlamda uyum strateji belgesi oluşturulmuş ve 2019 yılı “Uyum Yılı” ilan edilmiştir.
Sosyal Uyum çok yönlü ve aynı zamanda zamana ihtiyaç gösteren bir süreçtir. Gerek mültecilerin, gerekse ev sahibi toplumun fertlerinin kültürel alışkanlıkları arasındaki farklılıkların kabullenilmesi ve uyumlaştırılması büyük çabaları gerektirir. İyi bir uyum stratejisinin birleşenleri arasında sıkı bağlar mevcuttur. İstihdam, kayıtlı olarak iş piyasasına katılım uyumun en önemli unsurlarından birisidir. Bu alanda atılan çok önemli adımlara rağmen, dört milyonluk bir kitlenin istihdamı en gelişmiş ekonomiler için bile neredeyse imkânsıza yakın son derece güç bir konudur. Yine de bu sorunun aşılması için aralıksız çaba gösterilmesi gerekmektedir. Mültecilerin istihdamındaki başarı, hem onların kişisel olarak sahip oldukları iç potansiyellerini dışarı çıkartarak kendilerini ve ailelerini insan onuruna yakışır biçimde maddi olarak ayakta tutacak ve gelişimlerin sağlayacaktır. Hem de ev sahibi toplumun ve ülkenin ekonomik kalkınmasına, istikrarına katkıda bulunacaktır.
Bu bilinç ile Ankara Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü ile İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi (İGAM), Yabancıların İstihdam Yoluyla Sosyal Uyumu bir Konferans düzenleyerek, konunun bütün paydaşlarını bir araya getirdi. Amaç, yabancıların istihdamı ile ilgili kamu, özel sektör, sivil toplum, akademi, uluslararası örgütlerin temsilcilerini, yabancı uzmanları ve mültecileri-yabancıları bir masa etrafında toplayarak istihdamın önündeki engelleri ve istihdam fırsatlarını tartışmaktı. Ankara’da 27-28 Haziran 2019 tarihlerinde gerçekleşen Türkiye’de bu türünün ilki niteliğindeki konferans büyük ilgi gördü. İstihdam ile ilgili sorunlar, hukuki mevzuat, istihdam ile başta eğitim olmak üzere uyumun diğer unsurları ayrıntılı bir şekilde ele alındı. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün güçlü desteği, böyle bir samimi, şeffaf tartışma ve çözüm üretme kanalının açılmasını sağladı.
Bu rapor, Konferans’ın en önemli çıktısını oluşturmaktadır. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Ankara Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü ve İGAM olarak, ele alınan konuların, tanımlanan sorunların, paylaşılan iyi örneklerin, ortaya atılan çözüm önerilerinin bundan sonraki politikalara, projelere ve çalışmak isteyen bireylere yol göstereceğine inanıyoruz. Konferans Avrupa Birliği ve Alman Hükümeti tarafından ortak finanse edilen bölgesel bir eylem olan Qudra Programı ve Kalıcı Çözümler Platformu’nun cömert mali katkılarıyla gerçekleşmiştir. Konferansa katılan tüm katılımcılara, panelleri yöneten, panellerde konuşan uzmanlara, iyi örneklerini paylaşan paydaşlara, yuvarlak masa tartışmalarının değerli moderatörlerine ve katkıda bulunan misafirlerimize teşekkürlerimizi sunuyoruz. Konferansın aylarca süren hazırlıklarını gerçekleştiren Ankara Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü Uyum ve İletişim Dairesinin çok değerli uzmanları ile Proje Koordinatörümüz Sayın Turker Saliji’ye, Proje asistanlarımız Sayın Kerim Can Kara, Sayın Janet Eke, Sayın İrem Aynagöz ve Sayın Şebnem Belfin Baki’ye, editörümüz Sayın Beste Türkoğlu’na ve raportörlerimiz Sayın Elif Özge Uslu ile Sayın Büşra Efe’ye emeklerinden ötürü minnettarız.
Konferans ve raporunun, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ile İsviçre’nin ortak ev sahipliğinde, Türkiye’nin Costa Rica, Etiyopya ve Almanya ile 17-18 Aralık 2019’da Cenevre’de ortaklaşa gerçekleştirecekleri, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımlarını teyit ettikleri Küresel Mülteci Forumu’na yönelik olarak Türkiye’nin hazırlıklarında da ışık tutacağına inanıyoruz.

İnsanlık tarihi kadar eski olan göç olgusu hiçbir zaman bu kadar yaygın ve görünür olmamıştır. Günümüz dünyasında artık bu olgu ikili ve bölgesel ilişkileri, güvenliği, ulusal kimliği, egemenliği ve iktidarları etkileyerek dönüştürebilmektedir.
Ülkemiz bu yüzyılda göç alanında dünyaya örnek olabilecek çalışmalar yürütmüş ve 11 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile kendi mevzuatını oluşturmuştur. İnsan hakları ve güvenlik olgusu arasındaki dengeyi de gözeterek, uluslararası hukuka ve anlaşmalara uygun olan kanunumuz yürürlüğe girdiği günden itibaren, bugün en fazla yabancıyı barındıran ülkemizde başarılı bir şekilde uygulamaya alınmıştır.
Yabancıların hak ve yükümlükleri ve göç alanında yürütülecek uygulamalara ilişkin detaylı düzenlemelere yer veren kanunumuz, aynı zamanda sivil bir kurum olan ve göç alanında uzmanlaşmış bir kadro ile göç olgusunu yönetmeyi hedefleyen, Göç İdaresi Genel Müdürlüğümüzün de kuruluş kanunudur. Kurulduğu tarih itibariyle, 28 Nisan 2011 tarihinde başlayan Suriye krizinin üçüncü yılında ülkemizdeki yabancılarla ilgili iş ve işlemleri devralan Genel Müdürlüğümüz, Suriye krizinin tam ortasında teşkilatlanmaya başlamış, kuruluşundan sadece altı ay sonra Bakanlar Kurulu tarafından yürürlüğe konulan Geçici Koruma yönetmeliğini uygulamaya geçirmiştir.
Suriye krizi ile birlikte ülkemize gelen yabancı yoğunluğuna rağmen, Uluslararası Koruma, Geçici koruma, İkamet izinleri, Düzensiz Göç ile Mücadele, İnsan Ticareti Mağdurlarını Koruma gibi göçü ilgilendiren tüm alanlarda büyük başarılar elde etmiş ve 1 yıl gibi kısa bir sürenin ardından da 81 il teşkilatlanmasını tamamlamıştır.
Genel Müdürlüğümüzün 81 il teşkilatından biri olan; Ankara İl Göç İdaresi Müdürlüğümüz de 18 Mayıs 2015 tarihinden itibaren gerek kanunumuzun gerek Genel Müdürlüğümüzün talimatları çerçevesinde iş ve işlemleri yürütmeye başlamış ve çalışmalarına aynı özveri ve uzman kadrosu ile devam etmektedir.
Yürüttüğümüz tüm işlemlerde, yabancıların sağlık, eğitim ve işgücü piyasasına erişimlerine hak temelli bir bakış açısı ile yaklaşıyoruz. Eğitim ve çalışma hakkından mahrum kalmanın kayıp nesiller yarattığının bilincindeyiz. Yabancıların toplum içerisinde temel yaşam becerilerini koruyabilen bireyler olarak hayatlarını idame ettirmeleri gerek ülkemiz için gerekse kişilerin dönüş yapacağı ülkeler için elzemdir.
Bu çerçevede; ülkemizde bulunan yabancıların hem hak ve hizmetlere erişiminin sağlanması hem de kamu düzeni ve güvenliği açısından gerekli değerlendirmelerin yapılması ile birlikte ülkemizde bulundukları süre boyunca sosyal uyumlarını kolaylaştıracak faaliyetlerde, aynı hassasiyet ve özenle Genel Müdürlüğümüz ve taşra teşkilatlarımız tarafından yoğun bir şekilde yürütülmektedir.
Ankara ili özelinde ise uyum faaliyetleri temelde yoğun bilgilendirme ve farkındalık çalışmaları ile devam etmektedir. Bu alanda yabancılara ülkemizde bulundukları süre boyunca sahip oldukları haklar ile uymaları gereken yükümlülükler, hizmetlere erişimleri ve birlikte yaşadıkları toplumun örf, adet ve gelenekleri hakkında da gerekli bilgilendirmeler yapılmaktadır. Ayrıca; toplumumuz nezdinde herhangi bir yanlış bilgiye dayalı oluşabilecek yabancı düşmanlığı ve ırkçılığa karşı da gerekli çalışmalar yürütülmekte özellikle doğru bilinen yanlışları ortadan kaldırılarak il, ilçe hatta muhtarlıklar düzeyinde yoğun bilgilendirme çalışmaları devam etmektedir.
Sosyal uyum çalışmalarımızın tamamında; Genel Müdürlüğümüz, Valiliğimiz ve diğer kamu kurumlarının desteğinin yanı sıra birçok sivil toplum kuruluşu ve üniversiteler ile de birlikte çalışmalar yürütmekte ve uyum sürecini sağlıklı bir şekilde yürütmeyi hedeflemekteyiz.
Sosyal uyum sürecini; dil bariyerinin aşılması, kültürlerarası etkileşimin kurulması, eğitim ve çalışma hayatına katılımın katkılarını göz ardı etmeden devam ettirmekte ve bu alanda çalışmalar yürütmekteyiz. Nitekim Yabancıların İstihdam Yoluyla Sosyal Uyumu konulu yürüttüğümüz bu konferansta bunun en somut örneklerinden biridir.
Bu kapsamlı ve değerli çalışmada bizden desteklerini esirgemeyen Göç İdaresi Genel Müdürlüğümüze, Valiliğimize, birlikte işbirliği ile uyumlu bir şekilde bu konferansı gerçekleştirdiğimiz İGAM ekibine ve Müdürlüğümüz personeline ve konferansın hayata geçirilmesini sağlayan diğer tüm kurum ve kuruluşların emeklerine teşekkür ediyor ve faydalı çalışmaların devamını diliyorum.
Yabancıların İstihdam Yoluyla Sosyal Uyumu Konferansı açılış konuşmalarının ardından Dört Panel, iyi örnek sunumları ve geniş katılımlı dört yuvarlak masa toplantısı şeklinde gerçekleşti. Panel konuları belli bir mantık sıralamasına göre ayarlandı. Sosyal Uyum Çerçevesinde Yabancıların Ülkemizdeki Statüleri, Hak ve Yükümlülükler başlığı altındaki 1. Panelde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün üç, Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bir uzmanı konuyla doğrudan ilgili kamu kurumlarının bakış açısından Suriyeli ve Suriyeli olmayan yabancıların çalışma koşullarını, mevzuatı ve uygulamaları anlattılar. Aynı panelde konuşan akademisyen katılımcı ise uyum kavramının uluslararası akademik yaklaşımlar çerçevesinde değerlendirmesini yaptı. Mültecilerin ve yabancıların istihdamı söz konusu edildiğinde bunun eğitim ile ilişkisi göz ardı edilemez. Bu nedenle Konferans’ın ikinci paneli “Uyum Kapsamında Türkçe Dil Eğitiminin ve Meslek Eğitiminin Önemi: İstihdamın Sürdürülebilirliği” başlığı altındaki konuşma ve tartışmalara ayrıldı. Kamu ve STK temsilcisi panelistlerle akademisyenler Suriyelilerin çalışmak zorunda kalmalarının, eğitimlerini aksattığını, bunun önüne geçilmesi için de çalışmayı eğitimle birlikte yürütebilecekleri mesleki eğitim kurs ve kurumlarına yöneltileceklerini belirttiler.
Nitelikli işgücü açısından Türkiye’deki üniversitelerde eğitim gören mültecilerin mezuniyetlerinden sonra karşı karşıya kaldıkları kayıtlı çalışma olanakları “Üniversite Mezunu Ve/Veya Meslek Sahibi Yabancıların İstihdama Katılımı Ve Türkiye’deki Üniversitelerden Mezun Olan Yabancılar” başlıklı üçüncü panelde ele alındı. Ücretli ve kayıtlı istihdam olanaklarının sınırlı olduğu bir ortamda mültecilerin kendi işlerini kurma imkânları ya da alternatif gelir yolları geliştirme imkânları ayrı bir önem kazanıyor. Bu düşünceyle Konferans’ın Dördüncü Paneli “Türkiye’deki Yabancılara Yönelik Alternatif İş İmkânları: Girişimcilik ve Sosyal Kooperatifler” başlığı altında gerçekleşti.
Çeşitli STK ve işveren kuruluş temsilcilerinin iyi uygulama örneklerini özetledikleri bölüm, istihdamı arttırıcı yaratıcı yollara duyulan ihtiyacı ortaya koydu. İyi uygulama örnekleri, 2018 yılı Aralık ayında 180’e yakın ülkenin imzaladığı Küresel Mülteci Mutabakatı gereğince 2019 yılının 17-18 Aralık tarihlerinde Cenevre’de yapılacak Küresel Mülteci Forumu toplantısında paylaşılabilecek iyi uygulama örneklerinin seçilmesi konusunda da bir hazırlık niteliği oluşturdu. Yuvarlak Masa tartışmaları da hemen hemen tüm paydaşların katılımıyla ve dört grupta gerçekleşti. Yuvarlak masa tartışmaları yarı yapılandırılmış olarak ve daha geniş, serbest bir katılımla gerçekleşti. Yuvarlak masa toplantılarının temaları panellerin temalarına paralel olarak belirlendi. Böylece, panel konuşmalarında ortaya çıkan problemli alanlara ortak tartışma, beyin fırtınası biçiminde çözüm önerilerinin ortaya konulması şeklinde amaçlandı.
Konuşmaların geniş özeti, bant kayıtlarının çözümü ve raportörlerin elle aldıkları notlar karşılaştırılarak bu raporun aşağıdaki bölümlerinde olabildiğince özüne sadık kalınarak aktarıldı. Yanlış anlaşılma ve yanlış alıntılanma gibi olası hataları en aza indirmek amacıyla söz konusu metinler, her bir konuşmacıyla paylaşılarak bir “öz onay” sürecine tabi tutuldu.
Yabancıların İstihdam Yoluyla Sosyal Uyumu Konferansı’nın temel ilkesi, Türkiye’de Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun kapsamı içine giren farklı statülerdeki yabancıların istihdam yoluyla Türk toplumuna uyumlarının sağlanması sorununun evrensel insan hakları belgelerinin, uluslararası mülteci hukukunun ve başta Anayasa olmak üzere ulusal hukukun ilgili kuralları çerçevesinde tartışmaktı. Katılımcılar farklı yaklaşımlar ortaya koymakla beraber uyum politikalarının başarısı için şu dört unsurun etkili olacağını ifade ettiler:
1. İllere ve bölgelere göre eğitim-kültür seviyeleri, iş becerileri, cinsiyet oranları; çocuk-yetişkin, erkek-kadın, yaşlı-genç oranları gibi açılardan değişiklik göstermesi açısından Türkiye’deki Suriyeli mülteci nüfusunun genel yapısı;
2. Mültecilerin yerleşmiş oldukları şehirlerdeki kapasite, istihdam ve sektörlerin dağılımı, işsizlik oranları;
3. Çalışma koşullarını düzenleyen mevzuat;
4. Ülkenin mevcut ekonomik yapısı, enflasyon, işsizlik, döviz dalgalanmaları.
Bilindiği gibi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 6. ve 23. Maddeleri, ayrımcılık olmaksızın herkesin çalışma hakkı ve yapacağı işi serbestçe seçme özgürlüğünün bulunduğunu hükmeder. 1951 Tarihli Mültecilerin Statüsüne Dair Sözleşme’nin üçüncü bölümünde “Gelir Getirici Çalışma” başlığı altında çalışma hakkı ile ilgili hususlar ele alınır. 17. Madde ücretli çalışma; 18. Madde kendi işinde çalışma, 19. Madde serbest meslek icra etme konuları ile ilgilidir. Bu maddelere göre yasal yollarla ülkede ikamet eden mültecilerin kendi işinde çalışma ve serbest meslek icra etmeleri için gereken koşulların ikamet ülkesi tarafından sağlanması hususları belirtilmiştir. Ayrıca taraf devletin mültecilere ülke vatandaşların yararlandığı şekilde en uygun şartlarda çalışma imkânı sunması gerektiği yer almaktadır. Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 3. Bölüm 6. Madde ’si; Sözleşmeye taraf devletlerin herkese seçecekleri bir işte çalışma hakkı tanımasını, 7. Madde adil ve elverişli çalışma koşullarından yararlanma hakkını düzenlemektedir. Avrupa Sosyal Şartı’nın 18. maddesinde eşit çalışma koşullarının sağlanması, 19. maddesinde ise göçmen işçilerin ve aile fertlerinin korunmaları ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Konferans’ın konusu bir sosyal uyum aracı olarak istihdam olmasına karşılık ister istemez istihdamın, eğitim, dil eğitimi, hukuki mevzuat, sağlık, sosyal hizmetlere erişim ve barınma sektörleriyle bağlantıları, kadın-erkek eşitliği, çocuk hakları konularıyla iç-içe girmişliği konuşmacılar ve panelistler tarafından dile getirildi.
Konferans’ta uluslararası mülteci hukuku, çalışma hakları ve özellikle Avrupa Birliği ülkelerinde çalışma hakkıyla ilgili düzenlemeler Türkiye’de başta anayasa olmak üzere tüm ilgili mevzuatın yarattığı imkânlar ve örnekler karşılaştırıldı. 1951 tarihli Mültecilerin Statüsüne dair Sözleşme’nin ayrımcılığı yasaklayan, duruma göre mültecilere vatandaşlarla ya da en avantajlı durumdaki yabancılarla eşit, kimi yerlerde daha hoşgörülü politikaların izlenmesini öngören hükümleri dile getirildi. Türk hukuki mevzuatının Anayasa, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası temel insan hakları hukuku, onlarla uyumlaştırılmış ulusal hukuku genel çerçevesi açısından söz konusu evrensel kurallara uyumlu olduğu hatırlatıldı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin evrensel bir hak olan çalışma hakkı ile ilgili evrensel anlaşmalara taraf olduğu belirtildi.
Çalışma hakkına dair ulusal çerçeve Konferans’ın katılımcıları tarafından şu şekilde özetlendi:
Anayasa’ya göre, herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir (Madde 48). Ancak Anayasa’nın 16. Maddesi, yabancılar için temel hak ve hürriyetlerin milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabileceği düzenlenmiştir.
Yabancılar ve Uluslararası Koruma kanununun 89/4 maddesi, iş piyasasına erişimle ilgili olarak, “Başvuru sahibi veya şartlı mülteci, uluslararası koruma başvurusu tarihinden altı ay sonra çalışma izni almak için başvurabilir” demektedir. Kanuna göre mülteci veya ikincil koruma statüsü sahibi, statü almasından itibaren bağımlı veya bağımsız olarak çalışabilmektedir. Mülteci (Madde 61’de tanımlanmıştır) veya ikincil koruma statüsü (Madde 63’de tanımlanmıştır) sahibi kişiye verilecek kimlik belgesi çalışma izni yerine de geçer.
Ancak konu Şartlı mülteciler ve geçici korumadan yararlanan kişilerle benzer durumdaki uluslararası koruma altındaki yabancıların haklarına indirgendiğinde, 2013’ten itibaren Türkiye’nin mülteci/uluslararası koruma rejimiyle ilgili olarak gerçekleştirdiği yasal ve idari reformlara rağmen ideal bir uyum politikası açısından giderilmesi gereken önemli eksikliklerin olduğu belirtildi. Özellikle konferansın ana konusu olan istihdama erişim alanındaki kısıtlayıcı ve zorlaştırıcı kurallar ile uygulamaların altı çizildi.
Belçika temelli “Migration Policy Group” gibi kuruluşların geliştirdikleri yöntemlerle uyum/entegrasyon ve istihdama erişim politikalarının ve bunların yol açtığı değişimin sürekli izlenmesinin ve sonuçlarının değerlendirilmesinin, düzeltici müdahaleler için gerekli olduğu vurgulandı.
Dünya’da kimse Suriye’de 2011’de rejim karşıtı gösterilerle başlayan ve kısa süre içinde bir iç savaşa dönen olayların dokuz yıldır sürüyor olmasını beklemiyordu. Bu çerçevede Türkiye de 2011’de henüz yasalaşmamış olan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu taslağının 91. Maddesinde düzenlenen Geçici Koruma Fıkrasından hareketle Suriyelilere kitle halinde Türkiye’ye gelmelerine dayanarak “Geçici Koruma” sağlama eğilimine girdi. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanun teklifinin Parlamentodan onaylanıp Resmi Gazetede yayınlanmasından sonra (2013) Suriyelilerin yürürlüğe giren yönetmelikle geçici koruma statüleri resmiyet kazandı. Bu çerçevede yaklaşık 2016 yılının ortalarına kadar Türkiye’nin Suriyeli mültecilere yönelik sağladığı hizmetler geçicilik kavramı üzerine kuruldu. Örneğin; barınma modeli kamplar olarak belirlendi, eğitim geçici eğitim merkezleri tarafından yürütülmeye çalışıldı, çalışma izni alma imkânı sağlandı. Ancak krizin uzaması Türkiye’yi ve ona destek veren uluslararası toplumu kalıcı uyum politikalarına yöneltti.
Konferansta kalıcılık konusunda, Türkiye’deki geçici koruma altındaki Suriyeli mültecilerin büyük çoğunluğunun, ülkelerinde kendilerini mülteci yapan şartların ortadan kalkmasıyla evlerine gönüllü geri dönebilecekleri, ama bu şartların yıllar alabileceği konusunda genel bir fikir birliğine varıldı. Bunun sonucu olarak da mültecilerin ve ev sahibi toplumun uyumunun, ülke kalkınması, kişilerin refahı ve ekonomik istikrar için kaçınılmaz olduğu belirtildi. Bu çerçevede, sosyal uyumun, eğitim gibi diğer bileşenleriyle beraber istihdam açısından önemi ifade edildi. Zorunlu göç hareketlerinin bu topraklarda yeni bir olgu olmadığı ve Anadolu topraklarının, tarihin her döneminde çok ciddi sayıda ve kitlesel göç akınlarına maruz kaldığı hatırlatıldı. Türkiye’nin hâlihazırda Dünyada en fazla mülteciye koruma sağlayan bir ülke olarak bu insani krizin atlatılması yolundaki güçlünü, kendi uzun göç tarihinden aldığı konuşmacılar tarafından ifade edildi. Geçmişteki büyük göçlerin ülke siyasi ve toplumsal kültürü üzerinde yarattığı olumlu bakış açısının bir sonucu olarak bugün itibariyle Türkiye’de yaklaşık 192 farklı uyruktan 4,8 milyon yabancı insanın, uluslararası koruma, geçici koruma statüsü veya ikamet izni sahibi olarak, korkusuz yaşama hakkından yararlandığı belirtildi.
Konferansta vurgulanan bir diğer önemli husus son yıllarda Türkiye’nin sadece zorunlu göç ve düzensiz göç akımlarına maruz kalmadığı, bunun yanı sıra sağlanan siyasi ve ekonomik istikrarın sonucu olarak ikamet izniyle Türkiye’ye yerleşen düzenli göç hareketleriyle ülkeye gelmiş kişi sayısının bir milyon kişiye ulaştığı oldu. Buna karşılık düzensiz göçmenlerin sayısının da arttığı ve son yıllarda tespit edilebilir kayıtsız göçmen sayısının 200 bin bandına ulaştığı kaydedildi.
Konferansta temsil edilen uluslararası kuruluşlar da Türkiye gibi çok sayıda mülteciye koruma sağlayan ülkelerle dayanışmanın arttırılmasının gerekliliğini belirttiler. 2018 yılı sonunda imzalanan Küresel Mülteci Mutabakatının bu amaca hizmet edeceğine inandıklarını söylediler. Konferansta konuşan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği delegesi, “20 yıl öncesi ile kıyaslandığında dünyada yerlerinden edilen insan sayısı 2 katına çıkmıştır. Savaş ve zorla yerinden edilme gibi nedenlerden dolayı 70,8 milyon kişi ülkelerinden kaçtı ve bu sayının yarısı çocuktu. Suriye krizi 8 yıldır devam ediyor. Türkiye 3,6 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Bu rakam diğer ülkelerden gelen mültecilerle 4 milyon kişi ediyor. Bu insanların topluma dâhil edilmesi için bu konferans oldukça önemli. Türkiye halkına ve devletine bu cömertliği için teşekkürler. Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı topluluklara BMMYK (UNHCR) de destek veriyor. Türkiye’ye gelen mültecilerin getirdiği baskılar oluyor. Bu baskıların çözülmesi için de destek veriliyor” dedi.
Uyum kavramının karşılıklı bir olgu olduğu vurgulanan konferansta, göçmenlerin ve mültecilerin homojen bir grup oluşturmadıkları bu nedenle politikalar belirlenirken ihtiyaç temelli yaklaşımların dikkate alınması gereği belirtildi. Ayrıca uyum politikalarının pek çok aktörü olduğu, bu politikalar geliştirilirken mutlaka yerel halk ile mültecilerin de katılımıma imkân sağlanmasının önemi belirtildi.
Konferansa katılan bazı yabancı panelistler de mültecilerin ekonomiye katılımlarının, kendi kendine yeterlilik ve sürdürülebilirlik konuları açısından büyük önem taşıdığını ifade ettiler. Sürekli düzenleme yapma eğiliminde olan Almanya’nın uyum politikalarına karşılık, Türkiye bu konuda daha akılcı ve esnek olabildiği vurguladı. OECD’nin bir araştırmasına göre mülteci ve göçmenlerin Alman işgücü piyasasına tam entegrasyonunun beş yıl alabildiği kaydedildi.
Konferansın değişik bölümlerinde söz alan Göç İdaresi Genel Müdürlüğü uzmanları, Türkiye’nin göç yönetim sisteminin 2013 yılında 6458 sayılı kanun ile kurulduğunu ve özellikle ilk dönemlerde düzensiz göçün önlenmesi, düzenli göçün desteklenmesi, uluslararası koruma, geçici koruma kayıt ve statü işlemlerinin yapılması gibi çok ciddi ve elzem konulara değinildiğini belirttiler. Uzmanlar, “Bizler uyum konusuna önem veriyoruz, uyum konusunu dillendiriyoruz çünkü biliyoruz ki göçmenler biraz önce verilen sayılardan istatistiklerden çok daha ötesi. Aslında 4,8 milyonun her biri birer insan, kendi topraklarını bırakıp gelirken valizlerinde kendi tecrübelerini, geçmişlerini, kültürlerini, acılarını ve umutlarını da ülkemize taşıyorlar” dediler.
Öte yandan iş hayatına dâhil olmanın aynı zamanda insanların, savaş sonrası travmaları atlatması için bir anlamda rehabilite edici etkisi olduğu görüşü de savunuldu.
Konferansta, 6883 sayılı geçici koruma yönetmeliği ile Suriyeli mültecilerin kayıtlı çalışmalarının düzenlendiği belirtildi ve bir Suriyelinin çalışma izni alabilmesi için gerekli ön koşullar ile işlemler şöyle özetlendi:
Konuşmacılar tarafından, çalışma izni verecek makamın Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı olduğu kaydedilen konferansta, çalışmak istenen iş yerinde istihdam edilen geçici koruma altındaki kişi sayısının, aynı işyerindeki Türk vatandaşı işçilerin yüzde 10’unu geçmemesi, bazı meslek dallarında çalışmanın ön izne bağlı olduğu, aynı anda bir başka işyerinde çalışmak için izin alınamayacağı gibi kısıtlayıcı kurallardan bahsedildi. Çalışma izinlerinin en fazla 1 yıl süreli olduğu, yenilenmesi için de iki ay önceden müracaat yapılması gibi hükümlerin bulunduğu kaydedildi. Benzer şekilde çalışma hayatını düzenleyen mevzuatın sağlık ve eğitim alanlarında ek kısıtlayıcı kurallar içerdiği belirtildi.
Çalışma izni alınmadaki diğer kısıtlayıcı, karmaşık hale getirici uygulamalar farklı konuşmacılar tarafından şu ifadelerle dile getirildi: Geçici koruma kapsamında en az altı aydır Türkiye’de bulunan Suriyeliler bunu kanıtlayan kimlik belgeleriyle, “iş arayan” olarak Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüklerine kayıt yaptırabilirler; Başvuru sahibine kayıt esnasında kimlik bilgilerini içeren, uluslararası koruma başvurusunda bulunduğunu belirten, otuz gün geçerli kayıt belgesi verilir; Kayıt belgesi, gerektiğinde otuz günlük sürelerle uzatılabilir; Kayıt belgesi, hiçbir harca tabi olmayıp başvuru sahibinin Türkiye’de kalışına imkân sağlar.
Buna karşılık yasalar bilgilendirme, avukatlık ve başta tercümanlık olmak üzere danışmanlık hizmetleri sağlanması gibi imkânlar içeriyor.
İstihdama erişim konusundaki önemli bir kısıtlamanın seyahat özgürlüğü konusundaki hükümlerden kaynaklandığı belirtildi. Çalışma iznini düzenleyen yönetmeliğin, ikamet zorunluluğu ve bildirim yükümlülüğünü düzenleyen 71. Maddesi, başvuru sahibine, kendisine gösterilen kabul ve barınma merkezinde veya bir ilde ikamet etme zorunluluğu getirilebileceğini öngörüyor. Aynı şekilde şartlı mültecinin ve ikincil koruma statüsü sahibinin ikametini düzenleyen 82. Madde çerçevesinde, şartlı mülteci ve ikincil koruma statüsü sahibi kişilere, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından, kamu düzeni veya kamu güvenliği nedeniyle belirli bir ilde ikamet etme, belirlenen süre ve usullerle bildirimde bulunma yükümlülüğü getiriliyor. Bu kişiler, adres kayıt sistemine kayıt yaptırmak ve ikamet adresini valiliğe bildirmekle yükümlüler. Öte yandan mülteci statüsü verilenlere yabancı kimlik numarasını içeren üçer yıl süreli kimlik belgesi düzenlenirken şartlı mülteci ve ikincil koruma statüsü verilenlere, yabancı kimlik numarasını içeren birer yıl süreli kimlik belgesi düzenlenebiliyor.
Konferansta söz alan konuşmacılardan bazıları çalışma izni alınmasındaki sorunların kayıt dışı istihdamı körükleyen en önemli faktörler arasında yer aldığını dile getirdiler.
Konferansta, eğitim ile uyum ve çalışma hayatına erişim arasındaki doğrudan ilişki üzerinde duruldu. Bu çerçevede hükümetin aldığı tedbirler ayrıntılı olarak kamu kurumlarını temsil eden katılımcılar tarafından ayrıntılı olarak paylaşılırken, diğer yandan karşılaşılan güçlükler ve engeller dile getirildi. Ayrıca okul çağındaki bir milyon Suriyeli çocuktan 643.058’inin (%61,39’sı) eğitim-öğretime dâhil edildiği belirtildi.
Halk Eğitim Merkezleri’nin Suriyeli mültecilerin eğitimi açısından taşıdığı önem vurgulanırken toplam 993 halk eğitimi merkezinde kullanılmak üzere yüzlerce farklı alanda 3487 eğitim modülü hazırlandığı ifade edildi. Verilen bilgilere göre, bugüne kadar bu merkezlerde farklı yaş grupları ve bölgesel ihtiyaçlar dikkate alınarak toplamda 34.900.579 kişiye eğitim imkânı sağlandı. Ayrıca özellikle kadınların ve dezavantajlı grupların rahatlıkla ulaşabildikleri, ihtiyaç duydukları her alanda bilgi ve eğitim alabildikleri halk eğitim merkezlerinin Suriyeli yetişkinlerin eğitiminde de önemli rol üstlendiği ifade edildi. Katılımcılar Türk dilini öğrenememe ve Türkçe anlamamanın, genellikle kuralları ve düzenlemeleri anlamamak anlamına geldiğini bildirdiler. İŞKUR’un kurulduğu 1946’dan bu yana dil eğitimine faaliyetleri arasında yer vermemişken Suriye krizi ile beraber bu durumun değiştiği kaydedildi. Kurallara ve düzenlemelere hâkim olmanın o ülkenin dilini bilmeyi gerektirdiği, dili konuşamama durumunun uyum açısından büyük bir engel oluşturduğu belirtildi. Ayrıca, Türk dilini bilmenin çalışan Suriyeliler için de iş hayatında sömürüyü önlediği, kişinin hakkını arayabildiği, işverenleri ile konuşabildiği ve sorunlarını yönetebilme yeteneği kazandığı görüldü.
Yapılan konuşmalarda hükümetin eğitim politikaları içinde mesleki eğitim liseleri ile mesleki eğitim merkezlerinin öneminin artmakta olduğu ve bu gelişmemin sonucunda Suriyeliler için bir yandan çalışıp diğer yandan eğitimlerini sürdürmeleri imkânı tanındığı söylendi.
Konferansta mesleki eğitimin istihdam olanakları ve sosyal uyum açılarından bir fırsat olduğu belirtilirken çok sayıda proje çerçevesinde verilen meslek kurslarının çalışma izni almadaki güçlükler nedeniyle kayıtlı istihdama fazla katkıda bulunmadığı konusunda fikir birliği oluştu.
Suriyelilerin iş yeri açması ve Türkiye ekonomisine katkıda bulunmasının teorik olarak mümkün olduğu ama Türkiye'de bir iş kurmak isteyen Suriyelilerin bazı zorluklarla karşılaştıklarının tespit edildiği de ifade edildi. Hem Suriyeli mülteciler hem de Türk işverenlerle yapılan mülakatlarda, Türkiye'deki Suriyeliler için bir iş kurmanın, Suriye'de bir iş kurmaktan çok daha karmaşık olduğunun söylendiği kaydedildi.





Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Türkiye Temsilcisi Yardımcısı Jean Marie Garelli, "Türkiye 3,6 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Türkiye yasal çerçevelerle mültecilere iş kurma, eğitim, sağlık hizmetleri verdi. Bu dünyaya örnek olmalı. Türkiye halkına ve devletine bu cömertliği için teşekkürler" dedi.
ANKESOB Başkan Vekili Hüseyin Ar, “ANKESOB olarak, ülkemize göç etmiş yabancıların girişimci olmasını ve işyeri açmalarını, hizmet eden, üreten insan olmalarını önemsiyoruz” dedi
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Türkiye Temsilci Yardımcısı Jean-Marrie Garelli, "Türkiye 3.6 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Türkiye yasal çerçevelerle mültecilere iş kurma, eğitim, sağlık hizmetleri verdi. Bu dünyaya örnek olmalı. Türkiye halkına ve devletine bu cömertliği için teşekkürler" dedi.
Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Türkiye Temsilcisi Yardımcısı Jean Marie Garelli, "Türkiye 3,6 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Türkiye yasal çerçevelerle mültecilere iş kurma, eğitim, sağlık hizmetleri verdi. Bu dünyaya örnek olmalı. Türkiye halkına ve devletine bu cömertliği için teşekkürler" dedi.